Savaş Sanatları Tabiri Hakkında

“Savaş Sanatları” Tabiri Hakkında

Ümit Duran, Mart 2019

Aikidoya başladığım günden bugüne birçok kişi bana aikidonun ne olduğunu sormuştur. Bu kişilere cevabım hep aikidonun bir savaş sanatı olduğu ana fikri çerçevesinde şekillendi. Kimse de şimdiye kadar bana aikidonun neden/nasıl sanat olduğu ile ilgili bir itiraz veya soru yöneltmemişti. Fakat “savaş sanatları” tabiri hakkında biraz düşünme fırsatı bulabildiğim zaman aklım bir noktaya takıldı: “Savaş nasıl sanat olabilir?”

Bu soruyu cevaplandırmak için savaş ile sanatın nerede kesiştiğini ve “sanat” tabirinin sınırlarını öğrenmek lazımdır. Sınırları öğrenince tanım da kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Sınırları belli olmayan bir şeyi tanımlamak oldukça zordur. Latinceden diğer Batı dillerine geçen ve kökeninde finire (sınırlandırmak, sonlandırmak) fiili bulunan ve “tanım” anlamına gelen definitio sözcüğü, tanımlama için sınır çekmem gerektiği konusunda beni doğruluyor. İnsanlık tarihinde oldukça eskilere giden bir kavram olan “sanat”ın toprak altındaki sınırlarını gün yüzüne çıkarmak için kelime arkeolojisi yapmak gerekir. “Sanat”ın farklı dillerde zaman içinde nasıl anlam değişiklikleri yaşadığını öğrenmek zihnimizdeki taşların yerine oturmasını sağlayacaktır.

“Sanat” kavramının geçmişten günümüze olan serüvenine tanık olduktan sonra “savaş” ile nasıl ilişkilendirildiğine bakabiliriz. Daha sonra ise budo’nun ait olduğu millet olan Japonların savaş sanatlarını hangi kelimelerle isimlendirdiğine bakacağız.

Konumuzu dört başlık halinde inceleyelim;

-”Sanat” nedir?

-Savaş ve sanat arasındaki ilişki nedir?

-Japoncada budo ile ilgili terimler nelerdir?

-Sonuç.

Bu yazının genel olarak “dil” perspektifi ile kaleme alındığını belirtmekte fayda görüyorum.

“Sanat” nedir?

Kelimelerin tarih boyunca yaşadığı ses, harf ve anlam değişimleri bizlere önemli bilgiler verebilir. Bu yüzden bir şeyi tartışacak veya tanımlayacak olduğumuz zaman en iyi çıkış noktalarından biri o şeyin “isminin tarihi”, yani etimolojisidir. “Sanat” kelimesi “imal etmek, ustalık yapmak, üretmek” anlamına gelen Arapça صنع ([kabaca] telaffuz: sana) kökünden türemiştir. Parantez içinde “[kabaca] telaffuz” yazmamın sebebi aslında kelimenin orijinal telaffuzunun Türkçede olmayan seslerle yapılıyor olmasıdır. Kabaca telaffuzdaki s harfi peltek bir /s/ sesi veren sad harfini (ص), sondaki a harfi ise Türkçede bulunmayan ve /a/ sesini andıran bir sessiz harf olan ayn harfini (ع) karşılamaktadır (Bu detay ileride işimize yarayacak.). “Sanat” kelimesi Orta Çağ’a kadar insanın imal ve icra faaliyetinde bulunduğu her sahayı ifade etmek için kullanılmış. Demircilik, ressamlık, marangozluk, müzisyenlik, askerlik, heykeltraşlık, hatiplik ve aklınıza bugün zanaat ve sanat olarak gelen birçok şey eskiden tek bir kelimeyle, yani “sanat” ile ifade ediliyormuş. Bu durum, çoğu dünya dili için geçerli1, lakin biz hakkında kolayca bilgi edinebileceğimiz, kültür çanağımızın içinde yer alan Arapça, Latince, Yunanca ve budonun ana dili olan Japonca üzerinden konumuzu ele alacağız.

Mars Heykeli, Guillaume Coustou, Eutouring.com

Batı dillerine “art” olarak geçen Latince “ars” ve Yunanca “tekhne” basit olarak “imal etmek, düzenlemek, birleştirmek, eklemek” gibi bir anlam sahasını gösteren köklerden türemişler. Latince “ars”ın anlamına birkaç etimolojik kaynaktan bakacak olursak şunu görürüz:

● etymonline.com’da2work of art; practical skill; a business, craft,

● wiktionary.org’da3art, skill, craft, power” 

Türkçesi:

● etymonline.com: “sanat eseri, pratik beceri, meşgale, zanaat”

● wiktionary.org: “sanat, beceri, zanaat, yetenek”

Bilim insanlarınca farklı tarihlendirmeler yapılsa da genel olarak Orta Çağ’da sanat/tekhne/ars bir kavşağa geliyor. Bu kavşakta ilham, özgünlük, estetik ile ilgili olanlar, yani “amacı kendisinin güzelliği olanlar” ve gündelik yaşamın pratik ihtiyaçları (giyinme, beslenme, korunma vb.) ile ilgili olanlar yollarını ayırıyor. Eskiden hem sanatları hem de zanaatları ifade eden sanat/tekhne/ars, bugün sadece sanatları ifade eder hale geliyor. Bu ayrım belki de binlerce yıllık bir sürecin biriktirdikleri sayesinde oluyor, bir günde değil.

Türkçede zanaat kelimesinin ortaya çıkışı bu yol ayrımı sebebiyledir. Arapça “sanat” kelimesinin ilk harfi olan sad harfi, peltek s sesine sahip olduğu için muhtemelen Türkler tarafından bozuk telaffuz ediliyordu. Arapça bilgisi ve telaffuzu daha ileri seviye olan üst sınıf, kendi imalat ve icraat sahasını “sanat”; Arapça bilgisi ve telaffuzu kötü olan alt sınıf ise kendi imalat ve icraat sahasını “zanaat” olarak telaffuz etmeye başlamış olabilir mi? Neden olmasın.

nisanyansozluk.com’da “zanaat” maddesine baktığımız zaman 1680‘de kısaca “Thesaurus” olarak bilinen bir sözlük yayımlayan Meninski’nin verdiği şu bilginin4 alıntılandığını görüyoruz (Meninski açıklamasındaki “corruptè” ifadesi ile bozuk telaffuzdan bahsetmekte.):

“ṣanˁat,Tur. vulg. corruptè zanaat: Ars, artificium.”

Bize bu ayrımı kanıtlayan şeylerden bir diğeri de İngilizcede “fine arts”, Türkçede ise önce “sanâyi-i nefîse”, sonra da “güzel sanatlar” tabirlerinin ortaya çıkmasıdır. Estetik sanatları (resim, heykel, müzik vb.) estetik olmayan sanatlardan (marangozluk, demircilik, çiftçilik, askerlik vb.) ayırmak için estetik olanlara “fine” yani “güzel” demişler. İnsanın imalat ve icraatının günümüze nasıl zanaat ve sanat olarak iki ayrı unsur halinde geldiğini Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi adlı kitabında uzunca tartışmış olan Larry Shiner’dan bir alıntı, bu konuya biraz daha açıklık getirecektir. Yazar sanat-zanaat ayrımının henüz gerçekleşmediği dönemdeki anlayışı ifade etmek için “sanatçı/zanaatçı” ifadesini kullanmaktadır: (Alıntıdaki dilbilgisi hatası kitap çevirmenine aittir.)

“Eski dünyada tıp ve askerî stratejiden tutun da çömlekçilik ve şiire kadar çeşitli sanatları icra eden insanlar modern anlamda ne sanatçı ne de zanaatçı değil, sanatçı/zanaatçıydı: Yani becerikli ve incelikli icracılardı.”5

Savaş ve sanat arasındaki ilişki nedir?

Türkçede “savaş sanatları” ifadesinin en erken yazılı kullanımlarından birine Cumhuriyet gazetesinin 1 Aralık 1972 tarihli sayısının, 2. sayfasında rastlamaktayız. Belki sözlü olarak daha erken tarihlerde de kullanılmıştır, fakat çok eski bir kavram olmadığı belli. Bu tabirin İngilizce “martial art(s)”tan dilimize geldiğini düşünüyorum. Çünkü daha öncesinde buna benzer bir tabirimiz yok. “Martial” kelimesi Romalıların savaş tanrısı “Mars”ın isminden türeyen, “savaşla ilgili“ anlamına gelen ve antik dönemden beri kullanılan bir sıfat.

Avrupa’nın Orta Çağ savaş sanatları ile ilgili bir makale6, “martial art” tabirinin ilk kez eskrimi ifade etmek için 16. yüzyılda kayda geçtiğini bildiriyor. Online bir etimolojik sözlük ise7 “martial art” ın Japon savaş sanatlarını da ifade etmek için ilk kez 1909’da kullanıldığını yazıyor fakat kaynak göstermiyor. “Martial art” tabiri dışında bir de, muhtemelen Machiavelli’nin 1521’de askerlik ve ordu üzerine yazdığı kitabın adı ile popülerlik kazanan Dell’arte della guerra (Savaş Sanatı) tabiri var.

L’art de la Guerre, Sun Tzu.

Şunu da unutmamak lazım ki bize 2500 yıl öncesinden seslenen büyük stratejist Sun Tzu’nun eserinin 1772 yılında Fransızca’ya L’Art de la guerre (Savaş Sanatı) diye çevrilmesi de savaş hakkında bizim zihinlerimizdeki “sanat” fikrini pekiştirmiş olmalı. Aslında kitabın isminin harfiyen çevirisi “Sun Usta’nın Askerî Taktikleri”dir.8

Bu bilgiler ışığında şu meydana çıkıyor; Orta Çağ’dan beri kullanılmakta olan “martial arts” tabiri, Japon savaş sanatlarının 20. yüzyıl başından itibaren Avrupa ve Amerika’ya gelmesi ile Japon savaş sanatları için de kullanılmaya başlıyor, bir süre sonra da çeviri yoluyla Kapıkule gümrüğünden Türkçeye giriyor.

Japoncada budo ile ilgili terimler nelerdir?

Tarih boyunca insanoğlunun, özellikle nesnesi savaş olan askerlik mesleğinin geliştirdiği “savaş” şüphesiz insan hayatında “ticaret, din veya evlilik” gibi, ihtiyaç gidermek için ortaya çıkmış bir olgudur. “Savaş sanatları/martial arts/dell’arte della guerra” derken ise bu savaşın öğretilip öğrenilen, geliştirilen, nesilden nesile tecrübesi aktarılan sahası kastedilmektedir. Bu sahanın ise bir “sanat”tan çok “zanaat” olarak düşünülmesi gerekir.

Peki biz Batılılar Japonların budo’sunu aslında “zanaat” olarak düşünülmesi gereken “sanat” kelimesi ile ifade ederken Japonlar ne diyor? Budo ile ilgili kelimelere bir bakalım; budo, bushido, bujutsu ve bugei. Bu kelimelerden “budo” genel olarak “savaş yolu”, “bushido” ise genel olarak “savaşçı yolu, savaşçılık” diye düşünülebilir. Bu iki birleşik kelimeyi meydana getiren kanjilerin, yani köklerin, bugünkü anlamda ne zanaat ile ne de sanat ile bir alakası var. “Bugei” ve “bujutsu” konusunda ise detaylı tanım veren İngilizce Wikipedia sayfası şöyle diyor: 

“Bujutsu refers specifically to the practical application of martial tactics and techniques in actual combat.[2] Bugei refers to the adaptation or refinement of those tactics and techniques to facilitate systematic instruction and dissemination within a formal learning environment.[2]

Türkçesi: Spesifik olarak bujutsu savaş taktik ve tekniklerinin gerçek savaştaki fiilî uygulanışını ifade eder. Bugei ise bu taktik ve tekniklerin, sistematik bir eğitim ve yayımı sağlayabilmek için formel bir öğrenme ortamında uyarlanmasını ve geliştirilmesini ifade eder.

Bu tanımdan da görülebileceği üzere “jutsu” ve “gei”nin modern açıdan bildiğimiz “sanat” ile doğrudan bir ilişkisi yok. Yine de “bujutsu”, “budo”, “bugei” gibi terimler İngilizceye yüzeysel olarak “martial art” veya “art of war” diye çevrilmektedir. Fakat yukarıda da gördüğümüz gibi “art”ın tarih içinde izlediği istikamet değişikliklere uğramıştır ve bu sebeple önümüze çıkan her “art”ı “sanat” olarak değerlendirmemeliyiz.

Sonuç

Batı dillerinde savaş sanatlarını ifade eden “martial art”, “L’Art de la guerre”, “dell’arte della guerra” gibi tabirlerin ilk kez 16. yüzyıldan itibaren tespit edildiğini ve 20. yüzyıl başına kadar (Sun Tzu çevirisi hariç) genelde Avrupa bağlamında kullanıldığını gördük. Orta Çağ’a kadar sanat/tekhne/ars kelimeleri ile ifade edilen şeyler (ressamlık, balıkçılık, heykeltıraşlık, berberlik, müzisyenlik, askerlik vb.) bugünkü anlamda zanaatti. Bu zanaatlerden bazıları (resim, heykel, müzik vb.) sanat olarak yoluna devam etti. Zanaat-sanat ayrımı gerçekleşmeden önce zanaat ve sanat olan her şey Batı dillerinde art kelimesi ile ifade edildiği için savaş da bir “art” olmuş.

Bu yazı yeni bir terim önermek için kaleme alınmadı. Zaten özünde (bugünkü anlamıyla) sanat olmasa da yaptığımız şeyin sanat olarak isimlendirilmiş olması çok kötü bir durum olmasa gerek, ne dersiniz? 2010’lu yıllarda bir zanaat yerine bir sanatla(!) uğraşmak dojoya gitme motivasyonumuzu belki de arttıran bir faktördür. Savaş sanatlarının aslında birer sanat olmayabileceklerini aklımıza getirmememizin sebebi (Neredeyse hiç getirmediğimizi varsayıyorum.) dojoda temrin yaparken veya savaş meydanında çarpışma esnasında çok estetik, çok sanatsal icralar ortaya çıkabiliyor olması mıdır?

Army Troops on a Parade Ground 1867, Kuniteru II. Fujiarts.com

Örneğin bir komutan için ordunun savaş meydanında fevkalade nizami hareket ediyor oluşu onun için bir sanat gösterisi olabilir. Fakat bunlar bizi savaşın bir sanat olduğu fikrine götürmesin. Savaş estetik amaçla değil, pratik amaçla yapılan bir şeydir. Bu olgu, yani savaş olgusu, haz almaya veya duyuları uyarmaya yönelik bir etkinlik değildir, zaten buna fırsat yoktur. Karşınızda size doğru kılıcı ile yaklaşan ve sizi iki parçaya bölmek isteyen biri var, takdir edersiniz ki bu hiç de estetik(!) bir durum değildir.

Bu kılıçlı düşman tasavvurunu dojolarımızda da uygulamamız gerekir. Eğer dojomuzda çalışırken karşımızda kılıçlı bir düşman yoksa (bugünkü anlamıyla) “sanat” yapıyoruz demektir. Ama eğer işin ciddiyetini kavrayıp ukeyi elinde keskin bir katana ile tasavvur ediyorsak o zaman “zanaat” yapıyoruz demektir. Ben sanırım ikinci tarafta olmayı yeğlerim.

Dikkat-i nazara almamız gereken şey, her gün kullandığımız kelimelerin bize görünen batıni anlamlarının arkasında bambaşka dünyalar da olabileceği ihtimalidir. Uğraştığımız alan ile ilgili kavramları, terimleri dikkatlice incelemezsek onlar üzerinde olan hakimiyetimiz kısıtlı olacaktır. Budo bünyesinde onlarca terim ve kavram olduğunu düşününce işimizin pek de kolay olmadığı görülüyor.

Teşekkür

Değerli vaktinden feragat edip bu yazıyı gözden geçiren ve fikirlerini benimle paylaşan dojomuzun asistan eğitmenlerinden Zeynep Basmacı’ya içten teşekkürlerimi sunarım.

Ümit Duran : 2012 yılında İstanbul’da üniversiteye başladığında Nebi Vural’ın ekolünde aikido ile tanıştı. 2013 yılından beri MSGSÜ Aikido Kulübü’nde (Zenshin Aikido Dojosu) çalışmalarına devam ediyor. Amatör olarak dilbilim ve çeviri ile ilgileniyor.

1 Larry Shiner, Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi, çev. İsmail Türkmen, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2018), sayfa 14

2 https://www.etymonline.com/word/art#etymonline_v_17037 (19.03.2019 tarihinde erişildi.)

3 https://www.etymonline.com/word/art (19.03.2019 tarihinde erişildi.)

4 https://www.nisanyansozluk.com/?k=zanaat&lnk=1 (19.03.2019 tarihinde erişildi.)

5 Larry Shiner, Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi, çev. İsmail Türkmen, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2018), sayfa 52

6 https://web.archive.org/web/20120318130111/http://www.meibukanmagazine.org/Downloads/MMSpecial Edition1.pdf Meibukan Magazine (Özel Sayı No. 1): sayfa 2–4. (18 Mart 2019 tarihinde erişildi.)

7 https://www.etymonline.com/word/martial?ref=etymonline_crossreference#etymonline_v_9655 (18 Mart 2019 tarihinde erişildi.)

8 https://en.wikipedia.org/wiki/The_Art_of_War (21.03.2019 tarihinde erişildi.)

9 Alıntı Wikipedia’daki “Japanese martial arts” maddesinden yapılmıştır (https://en.wikipedia.org/wiki/Japanese_martial_arts). Alıntıdaki dipnot numaraları olduğu gibi bırakılmıştır. Alıntıdaki dipnotlar şu kaynağı göstermektedir: Mol, Serge (2001). Classical Fighting Arts of Japan: A Complete Guide to Koryū Jūjutsu. Tokyo, Japan: Kodansha International, Ltd. p. 69. ISBN 4-7700-2619-6. (24.03.2019 tarihinde erişildi.)